Çok mağrurum çook. Bir kulağımda çalan "Build Me Up Buttercup", ağzımda dilime ve piercinge sardığım sakızım, ağır aksak ve kasnak bir halde ilerliyorum. Saat daha on filan. Belki on buçuk, bilemiyorum. Telefonum çalıyor, halimi hatrımı ve yerimi soruyorlar. Geldim galiba bilmem ki diyorum, hala aptal bir ifade, 'you know that i have from the start', bu şarkıyı seviyorum. Derken aklıma günler sonra Özde geliyor, canım Ö.'yü bayadır görmedim, en son gördüğümdeki halim biraz viraneydi, o günü hatırlamamazlığa yönlendiriyorum. Ö., canım dedim, ayaklı seyyar eylemcidir. Misal, Fizan'da protesto var derseniz 546545674 km filan önemli değil, atlar gelir, öyle biridir. Ben de sakızı ağzımdan atarken, sakız düştü, birileri elleri havada anlayamadığım bir şeyler diyordu. "Why do you build me up" gibime geldi ama anladım ki bir şey, başka olan bir şeyler deniyordu, Özde varmalıydı orda o zaman. Durmadım aradım hemen, nerdesin bebek sen dedim, en arkadayım dedi. Yanlarına gitmem gerek arkadaşlarıma selam diyip Ö'ye koştum, sarıldık. Birkaç kişiyle tanıştırdı, ama dedim ben dönmeliyim, malum, bizimkiler eve bekler. Sonra Burger'ın önünde bir süre dikildik naptığımızı benim bilmediğim bir halde. Özde'ye koştum ben o boşlukta gene, yurtdışına gitme planlarımızı ayak üstü seyyar hayalciliğimizle çok kral gerçekleştirdik. Sonra beni Berdan aradı, Yasemin'in sesiyle, gel hemen yanımıza dedi. Ö., biraz kızar gibi oldu, dedi yani bu yaptıkları ne böyle, ha ordasın ha burda, üç beş kişi var arada, ama ben tabii hemen koştum yanlarına. Sonra bir ara, tutturdum birkaç dk kitap bakıyım gelcem diye. Malum Sahaf Festivali var Gezi Parkı'nda. Olmaz sen delirdin mi dediler, bu sefer açım dedim, simit ye diye önerdiler. Muhteşem zamanlamamı da o an yaptım işte. Nerde ki dedim, gösterdiler, ay üşeniyorum dedim, ay Almıla dediler. Sonra Yasemin dedi ki, şu dovizi tutsana, canımın belki de tutması gelmediğinden ay dur simit alcam dedim, gittim aldım. Eğer o dovizi tuttuktan sonra gitseydim, şimdi burda büyük ihtimal olamazdım. Ama nedir ki simiti alıp gittim yanlarına. Tam o anda bir parçayı koparttım ve ağzıma attım. Tam o an bak ama. Ve gene tam o an Yasemin büyük bir keyif ve cakayla sigarasını ağzına götürdü, işte o an anlar yavaşladı. Yasemin sigarayı dudaklarından çekip hışımla soluna döndü, benden yana sağa. Koş Almıla diye bağırdı ve arkamıza bakmadan koşmaya başladık. O an içinde gene bizden olan Çağan'ı kaybettik, Çağan nerede, Çağan ne oldu. Çok koştuk, aynı yerler arasında sıkıştık, Akm geçit vermedi. Vallahi. Sonra ben nefes alamadım bir an. Sonra baktık Gümüşsuyu'ndayız. Bir belediye otobüsüne binmişiz. Sonra her yer virane. Yasemin şoktan sigarayı elinden atamadan koşuyo, ben boğazımda kalan simitten nefes alamıyorum. Sürekli bir sokakta sıkışıyoruz, hep birileri kayıp, o nerde, hep eller telefonda, of biber gazını yiyim, nefes alamıyoruz. Zaten yurdum yüzleri kapalı, siyah bayraklı anarşiki gelince bir bokluk olur demiştik amma, iştesi var.
Ne diyorduk, yanıyoruz, boğazımız yüzümüz filan. Bir oğlan, yemin ederim annam-babbam, gözlerine limonu koydu direkt görmen lazım, yanımızdaki çocuk da sirkeyi kafadan aşşağ böyle sanki sirke değil de suymuş da serinletiyormuşçasına boca etti. Annaağm, aklım çıkızladı benim. Sonra baktık sıkıştık bir köşede, bir de belediye otobüsü amca böyle durmuş mu, atladık hemen, ama araba ilerlemiyordu, hiç ilerlemiyordu.
O değil de, anarşist grup da değil, nedirler bilmiyorum, otobüsün kapısını açtırttı zorla, geldi ve aynen şöyle dedi, "Birleşmeliyiz kardeşlerim, Bolşevik P.'nin liderliğinde birleşelim" gibi bir şeyler söyledi ve indi. Otobüste kaldığımız anlarda etrafı yıkmalarını izledik, sonra aynılarını televizyonda da izledim ahaha. Olm, kırmızı tişörtlü, siyah kotlu ve eastpak siyah çantalı çocuk, kralsın adamımsın, negzel indirdin öyle, oh oh, al hırsı vur valla, vur. Ağbi adamlar tam teçhizat gelmişler şaka gibi. Saat 12 sularında Gümüşsuyu Cam suyu oldu. Çekiçleri vardı, çekiç lan. Gaz maskesli olanları demiyorum bile, yüzde maske elde sapan. Saati biliyordum, çünkü hep saat orda kaldı, çünkü araba ilerlemiyordu. Saat 12, Saat 12:05.. Sonra o araba aldı bizi Taksim'e götürdü gene ne anladım ben bu işten. Yerler kırmızı, her yer su, harap.
Neyse atraksyon oldu diye avutuyorum kendimi şu an. Taksim'den ayrıldık hemen otobüs tekrar getirince bizi, gittik Cevahir'de pizza yedik, annem aradı defalarca ve Taksim'e gitme dedi. Bunu ilk yaptığında Tam Burger önünde dikiliyordum ve herkesi güldüren konuşmamı tarihe geçirdim. Heyecanlanınca ve yalan söyleyince olduğumdaki gibi aynı kelimeyi (Taksim) yüzlerce kez tekrarladım. "Yok valla Taksim'e gitmicez, hiç işimiz yok orda, hiç de istemiyo canımız Taksim, ne Taksim'i yea, hiç, cıkcık. Da, neden gitmeyelim, bişi mi olmuş Taksim'de?" herkes yarılır filan. Sonra tabii enkazları görmeye akşam gene gittik ahaha. Oğlum Ziraat'te cam kalmamış, çok dumur olduk valla.
O değil de, ben annem duyarsa diye korktum ama o pek oralı olmadı, zaten eve geldiğimizde (o da gezmeye gitmiş, lan yoksa gezme diye beni mi yiyo, olur-olur.) haberler bitmişti, derin nefes aldım. Fekat öyle yorgunum öyle yorgunum ki, ha bir de boğazım hala çok pis yanıyo, evvelkiler gibi portakallı atmamışlardı, kalbimi kırdılar.
Edit: Böyle relaks yazdığıma bakma, sizinçin böyle, yaşarken bize sorcan. Bizzat şoka girdim.